rock'n'fries

Posted at at 12:56 on 25.08.2008 by by troy |   | Filed under:

keywords - 2

icetea, güneş, sıcak, omuzdan asmalı bel çantası, west ice, sıcak esen rüzgar, dalgalı deniz, dalgaya doğru yüzmek, dayak yemiş gibi olmak, sonra dalgayı arkaya alıp geri kıyıya yüzmek, tavsiye ederim, icetea 1 lt, dimes'in nar suyunu içmeyin, ya da için vitamin niyetine, incir, şeftali, soğuk soğuk, protein, vitamin, mineral çok mühim, spor, koşu, avatar the last airbender, house, white stripes

Posted at at 21:05 on 20.08.2008 by by troy |   | Filed under:

datça günlüğü - 2

n.p: bear mccreary - violence and variations

cumartesi gelmiştik buraya. bugün günlerden çarşamba. 3,5 gündür burdayız.

şu 3,5 günde daha önce farketmediğim birşeyi iyice idrak ettim datça hakkında. burası benim için çok özel. yıllardır geldiğimden dolayı, alışkanlık olduğundan dolayı falan değil. burası tam benim için. herşeyiyle. yılın 2 haftasını gözümü kırpmadan feda edebileceğim biryer burası ve keşke her feda ediş bu kadar keyifli olsa.

burası korunmuş bir alan gibi. belli insanlar var, şehirden uzak, belli sınırları olan bir alan. dışarıdan insan gelemiyor, sürpriz yok. istediğin alana kaçabilir, yalnız kalabilir ya da sosyal olabilirsin. yalnızlığını laf olsun diye değil somut ve soyut, her iki anlamda da yaşayabilirsin. ortalama kalite seviyesi yüksek olduğundan, yıl içinde ortaya çıkan o hayata karşı muhalif duruşun burada pek işlevsiz kalır. sayıp sövebileceğin bir durum yoktur pek. senin de bakış açına bağlı elbette ama olasılıklar minimuma yakın.

pazartesi gecesi kumsalda şezlonglara uzandım ve yıldızları seyrettim. ne kadar uzun zamandır yıldızları seyretmemiştim, bunu farkettim. ne kadar uzun zamandır yıldızlar bu kadar ilgimi çekmemişti? yıldızlar bu kadar görünür müydü ki? dalga sesleri ve iki tane biram, eh yanında bir de ufak mesanem eşlik etti bana ve yıldızlara. pek keyifliydi, pek. rahat uyumama yardımcı oldu epey.

geceleri çok sıcak oluyor burası. uyumak zor. gün içinde bol bol yüzdüğümden ve spor yaptığımdan geceleri erkenden uykum geliyor. bi nevi güzel birşey bu çünkü yorgunluktan uyuyakalıyorum, "hadi artık biraz da uyuyayım" diyip de yatağa uzanmak gibi birşey değil bu. sızmak diğer bir anlamıyla.

pınara antikacıdan bir kolye beğendim. henüz tam içime sinmedi ama içime sinmesi zaman alır zaten. ilk görüşümde almadım. ikinci kez bakmam lazım, içime sinmesi lazım. güzel bir kolye, güzel bir insan: iyi bir kombine.

burası ayrıca insanları özlememe da yardımcı oluyor. iki gündür msn'de facebook'ta mesajlaşırken ve telefonda kenanla konuşurken farkettim. insanlardan çabuk sıkılıyorum çoğu zaman. ama bir yandan onlarsız da olmuyor. dur dur, evet oluyor. ama işte sınırları belli zaman dahilinde, ismi tatil olan zaman dahilinde oluyor ancak. burası datça. kalacağımız zaman 15 gün ve ben burada kafa dinliyorum. meali: insanlar olmasa da olur. ama bir süreliğine.

şunu diyordum, insanlarsız, dostlarsız, arkadaşlarsız olmuyor elbette. ama onların sürekli varlığı insanda içsel bir şekilde onların değerini küçültüyor. çünkü onlar hep var. basit bir illüzyon bu, yanılsama. aptal bir yanılsama hem de. hepimizin düştüğü bir hata. var olana alışmak ve olmadığında ancak yokluğunu hissetmek. kıymet bilmek işte aslolan.

bu gerçeği biliyorum ve her geçen tecrübede bunun önemini daha iyi kavrıyorum.

n.p: bear mccreary - the card game

yaptığım spor programından bahsederek bitireyim.

gece erken yattığımdan sabah da erken kalkıyorum. kum sahada ölüm koşusu ilk yaptığım şey. sahayı 5 parçaya ayırıp her çizgiye ulaştığımda yeniden başlangıca dönüyorum. toplam 3 git gel yapıyorum. 6 tur basketbol sahasının çevresi ve de 500'e yakın kere ip atlıyorum. soluk soluğa tabi. zor işler.

hemen ardından havuza geçiyorum ve yaklaşık 25 metre boyundaki havuzda 10 tur kulaç, 10 tur da balıklama gidiyorum.

duş, sağlam bir kahvaltı, yumurta, süt ve nutella olmazsa olmaz.

ardından denizde dalgalarla boğuşuyorum iki defa. öğlen ve akşam olmak üzere. isviçreli bilim adamları ve nasa'nın da yardımıyla yaptığım araştırmalarla vardığım sonuç şu: yaklaşık 900-1000 metre arası kulaç. dalgalara karşı, dalgalarla birlikte. dayak yiyerek, dayak atamadan. deniz işte. sadece sabahları dalga olmuyor.

gün içinde 1 ya da 2 sefer şınav tarifesini de unutmayalım. bir sefer yaklaşık 50 şınava denk geliyor.

heheh, bronzlaştım bir de. hayat güzel.

Posted at at 20:56 on by by troy |   | Filed under:

iki tip insan vardır - 4

nutellayı buzdolabına koyma hatasına düşenler ve düşmeyenler.

evet, önemli.

Posted at at 20:55 on by by troy |   | Filed under:

iki tip insan vardır - 3

yattığı gibi bronzlaşabilen ve bronzlaşmak için götünden ter akıtanlar.

ben iki kategori ortasındayım. bu demek olmuyor ki üç tip insan var.

Posted at at 11:12 on 18.08.2008 by by troy |   | Filed under:

iki tip insan vardır - 2

icetea'sini içmeden önce çalkalayan ve çalkalamayan.

malum üzerinde yazmaz icetea'nın lütfen çalkalayınız diye. meyvesularında olur o, tortular birikmiştir diye. icetea'nin formülüne hakim olamayan ve mükemmeliyetçi tarafı ile ışıl ışıl parıldayan bünyeler icetea'lerini içmeden önce çalkalarlar.

onlar ki iyi insanlardır, damakları billurdur. (bathan suresi; 18:9)

Posted at at 14:47 on 17.08.2008 by by troy |   | Filed under:

iki tip insan vardır - 1

tuvalette okuyan ya da sigara içen ve okumayan ya da sigara içmeyen.

çok basit bir karakter tahlili. sigara içiyorsundur ve mümkünse eğer, şartlaş olgunlaşmışsa tuvallette sıçarken içersin. aksi iddia edilemez, sigara ile fermantasyon esastır bok mevzu bahis olunca. okumak da ayrı bir güzelliktir. lombak olur, pcnet olur, posta olur, hürriyet olur.

içmeyen bizden olabilir de, okumayan bizden değildir. hiç okuyacak birşey bulamadığımda diş macunu ve jöle kutularının arkasını okuduğumu bilirim. ya, öyle.

Posted at at 14:46 on by by troy |   | Filed under:

datça günlüğü - 1

6.00: kalkış

6.30: yola çıkış. bismillah deyip gaza basış. herşeyi kontrol ediş, cüzdan, telefon, para kapiş. klimayı açış, norah jones ile göğe varış. "come away with me"

10.30: izmir. şaka? değil.

11-13.00: manisa çıkışında radara rastlayış.

- ah memur bey, lütfen ceza yazın bana, zira 117 ile geçtim, alkolüm yok ama ayağımı gaz pedalından çekemiyorum. param da fazla, cüzdanım kalın, bana 80-90 kağıt ceza yazın.
- hay hay!

14.30: toplamda yarım saat, en fazla 45 dakikalık total mola ile datça sınırlarına ayak basış, 2 haftalığına bir daha ayrılmamak üzere yemin ediş. pek keyifliymiş.

denize giriş, kumda ayağı pişirirken zevkten köpürüş. akşam yakamaz, biraz ay tutulması derken keyiften dört nala dört köşelere bağlanış. hehey!

kapito?

Posted at at 14:43 on by by troy |   | Filed under:

for once in my life

Haven't had a dream in a long time
See, the life I've had
Can make a good man bad

So for once in my life
Let me get what I want
Lord knows it would be the first time
Lord knows it would be the first time

Posted at at 23:11 on 07.08.2008 by by troy |   | Filed under:

baca temizleme

freud'un falan tavsiye ettiği psikolojik arınma yöntemidir baca temizleme. anlatır durursun, en sonunda da rahatlarsın. rahatlamak istiyorsan rahatlarsın gerçi. kafada biter ya herşey, o yüzden.

n.p: coldplay - warning sign

aklıma gelen ilk şey: pınar'ın daha önce kimlerle birlikte olduğumu sorması ve birbirimizi yanlış anlamamızdan dolayı yaşadığımız ufak tatsızlık. tatsızlık demek bile abartı aslında. ama aklıma gelen bu. bunun aklıma gelmesinin nedeni de az önce miraç'ın odasından duygu dolu şekilde ayrılmam. ardarda şarkılar çalıyor, hepsinin bir anlamı var. hepsinin hatırlattığı bir mevzu var. bir şarkı çıkıyor, hah evet bu olmuştu, bir diğeri başlıyor, evet bir de bu olmuştu...

1 hafta kadar önce, 31 temmuz 2008, pınar girdi hayatıma. himym'daki victoria demek abartı olsa da eminim ki ileride ben onu öyle hatırlıyor olucam. çıta çok yükseldi kıstaslarım anlamında. bu kadar bahsetmek bile bana ileride bunu okurken çok şey hatırlatacağından dolayı burada sonlandırıyorum pınar'dan bahsetmeyi. çok farklı benim için. çok ayrı. çok güzel.

-- So I crawl back into your open arms --

finaller bitti dün akşam. ve dün akşamdan beri içiyorum sevgili günlük. içtim, uyudum, uyandım, içtim ve içiyorum. övünmek için değil bu yazdıklarım, hatırlamak için. bir kasa birayı ertesi güne tüketmekten bahsederek göğsümün kabaracağı yok, daha fazla içtiğimiz zamanlar da oldu. maksadım anın güzel geçtiği. kendimizi maltın, biranın kıvamına bırakarak mutlu olduğumuz. "bira?" diye etrafımıza soran gözlerle bakmamız ve dostluğumuzun pekişmesi... seviyorum sonu olmayan cümleleri, daha anlamlı, daha güzel, daha hatırı sayılır...

n.p: coldplay - shiver

coldplay'den gidiyoruz. shiver. pek bir anlamı vardır bu şarkının da. unutucağımı sanmadığımdan dolayı yazma gereği duymuyorum şu anda. vardı işte bir anlamı. şimdi baktığımda hoş bir seda, şu an için bir önemi olmayan ama geçmişte kalan batu için son derece değerli bir olay. geçmiş olduğu için şimdi bahsetmeye değmez.

"don't you shiver?"

dostluklar, arkadaşlar, sevgililer, yaşanmışlıklar. nebil özgentürk moduna girebilirim her an ama mesaneme güveniyorum, o kadar duygusal yoğunluğa girmeden önce mesanem beni tuvalete yönlendirecek. kaçıncı biram mı? hatırlamıyorum.

hepsini ben yaşadım. hepsini ben atlattım. yanımda kim varsa vardı. kim destek olduysa allah razı olsun, kim omuz verdiyse allah benim de ona omuz vermem için bana fırsat versin. ama hepsini ben atlattım. en acılı, en dengesiz anımda başbaşa kaldığım insan yine bendim. ne yaşadıysam, ne atlattıysam, kimi kırdıysam, kimi üzdüysem, kimi sevindirdiysem, kiminle yattıysam, kiminle kalktıysam, kimin değerlerini kendi değerlerimi göze alarak hiçe saydıysam hepsini ben yaptım. hatasıyla, günahıyla, sevabıyla. hepsini ben atlattım.

o anlarda bir ben vardım. bir ağlayan bendim. bir üzülen bendim. bundan şikayetçi değilim ve bunu yazmamın nedeni de destek aramak ihtiyacı değil. tarihe not düşmek ihtiyacı. burası benim yerim. kendime yazıyorum. kendine pay çıkarma ey okuyucu. ama yine de iyi bak kendine, sen değerlisin benim için bu satırları okuduğuna göre.

ben dışarı çıkıyorum. dediğim gibi, ne yaşadıysan kendin için, kendin yaşadın, kendin başardın, kendin sıçtın batırdın. ama yine de hayat güzel, hayat dışarı çıkıp oksijeni içine çekmeye ve gülümsemeye değer.

hayat güzel.

n.p: coldplay - spies

Posted at at 14:11 on 06.08.2008 by by troy |   | Filed under:

kapı

Rasputin, Çar’ın “Vatandaşlarımıza oturacak evler yapın” deyince Rasputin St. Peterburg’a müthiş şık görünen bir dizi bina yaptırır.

Ancak binalardan sadece biri gerçek, diğerleri ise sadece ön cepheden ibarettir.

Çar açılışı yapmaya geldiğinde gerçek olan bina gezdirilir. Diğerlerinin önünden geçilirken Çar evlerden birinin daha kapısını açar ve arkada uzanan araziyi görür.

Çar öfkelenince Rasputin şöyle cevap verir: “O kapıyı açmamanız gerekiyordu. Bazı kapılar açılmak için yapılmamıştır”

Posted at at 10:53 on 03.08.2008 by by troy |   | Filed under:

back - 2

o kadar haz aldım ki, yukarıdan uyarı geldi sanki o kadar da haz alma, doyuma ulaşmayasın a oğul diye. teardrop bitti, yağmur yavaşladı ve sokağımızdan domatesçi geçiyor şu anda. koridorumuzdan geçiyor sanki. evimizin 3 dezavantajı var, 3'ü de ev dışından dezavantajlar: karşı gecekondudaki gırtlak kanseri küfürbaz amca. daimi olarak allahını sikeyim ve siktirgit çekiyor karısına. ikincisi domatesçi ve şeftalici. daimi olarak geçiyorlar bunlar da. hergün birkaç kere. biz almıyoruz da alan var, geliyorlar o yüzden. malum burasının yaş ortalaması 75. mahalle sakinleri markete, pazara çıkarken acı çekiyor olmalı. üçüncüsü de mahallenin delileri. ne diyim, kötünün kötüsü var. kötüyü tadıyoruz ki iyiyi biliyoruz.

Posted at at 11:50 on 28.07.2008 by by troy |   | Filed under:

back

aavs'ye kendimi vermiştim son zamanlarda, sonrasında dersler falan gümbür gümbür yağdılar üstüme. tekrar yazma sebebim de tam teardrop'u dinlerken yağmur yağmaya başlaması. aylardan temmuz, günlerden temmuzun sonu. şahane yağıyor. teardrop bitsin, yağmur dinmesin.

Posted at at 11:46 on by by troy |   | Filed under:

yarı final

akşam kardeşlerle yarı finaldeyiz. zor maç. imkansızı seven bi takımımız olmasa şansımız yok derdik. şansımız var.

yukarıdakinin tek hatası arda'nın bu maçta oynamıyor olması. olsun varsın, arda'nın yerinde gökdeniz'i görsün gözler.

Posted at at 16:05 on 25.06.2008 by by troy |   | Filed under:

meraba

Posted at at 19:17 on 18.06.2008 by by troy |   | Filed under: